21 Ekim 2022 Cuma

SÜPER BABAANNE

 

“Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” diyen Tolstoy’un vardır bir bildiği muhakkak ancak Ahmet Büke’nin öykülerinin hepsi Tolstoy’un açıklamasına uymasa da bende yarattığı etki çok büyük. Büke’yle, daha sonradan Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne değer görülen İnsan Kendine De İyi Gelir (2015, ON8) ve Gizli Sevenler Cemiyeti (2016, ON8) adlı kitaplarında toplanan ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde her hafta paylaştığı öyküleri aracılığıyla tanıştım ve o gün bu gündür yayımladığı her yapıtı takip etmeye çalıştım. Kendisinin hem yetişkinlere hem ergenlere hem de çocuklara aynı etkiyle seslenebilen ender yazarlardan olduğunu düşünürüm.

Büke’nin, “Günışığı Kitaplığı”ndan yayımlanan çocuklar için yazdığı son kitabı “Babaannem, Kurbağalar ve Hayat” kitabı, 9 yaşında anne ve babasını bir kazada yitirdiğinden beri babaannesiyle yaşayan bir çocuğun hayat dolu, sıra dışı babaannesiyle yaşadıklarını yine babaannesinin kendisine armağan ettiği bir anı defterine kaydettiği anılardan oluşuyor. 16 farklı öykünün birleşip bir roman izleği oluşturduğunu söyleyebileceğimiz yapıt, her yaştan okurun yüzünden hoş tebessümler yaratmayı başarıyor. Yazarın içinde yaşadığı coğrafyayı ve o kültüre ait ögeleri (karsambaç, şevketibostan gibi yöresel ifadeleri) bundan önceki tüm yapıtlarında olduğu gibi ustalıkla ele aldığını neredeyse her bölümde görebiliyoruz.

Kitap 3, 4 ve 5.sınıflara öneriliyor yayınevinin sitesinde ancak her zaman vurguladığım gibi, içindeki çocukla bağını hiç koparamayan tüm yetişkinlerin de hem keyif alarak hem de hayatta tüm zorluklara karşın umudun yitirilmemesi gerektiğini yeniden anlayarak okuyabilecekleri bir öykü zinciri “Babaannem, Kurbağalar ve Hayat”. Her gecenin bir sabahı olduğunu fısıldayarak bağırıyor bizlere Büke her satırında. Umudunuzu asla yitirmemeniz dileğiyle!

Babaannem, Kurbağalar ve Hayat”, Ahmet Büke, roman, Günışığı Kitaplığı, İstanbul, 2022.

 

 

2 Ekim 2022 Pazar

ANTİK PERGAMON'DA SOLUKSUZ BİR MACERA

 


    “Kişinin üzerinde düşünmediği ilmin ve kullanmadığı aklın hiçbir faydası yoktur.” sözüyle de bilinen, 2. yüzyılda Bergama’da yaşamış tıp doktoru ve filozof Galen’in memleketine götürüyor okuru son romanı “Pergamon’un Kayıp Hazinesi”nde değerli yazar Nesibe Çakır. Galen’in sözü romanı okurken sürekli aklıma takılıyor. İnsanlığın Pergamon gibi bir değerden günümüz Bergama’sına nasıl geldiğini düşünüyorum. O eşsiz mimari, kentsel düzen hayal gibi geliyor sayfalar arasında gezinirken.

Yapıtın her satırında, İstanbul Üniversitesinde ve Almanya’da klasik arkeoloji, ön Asya arkeolojisi ve sanat tarihi dallarında eğitim gören, halen Çukurova Üniversitesi Arkeoloji bölümünde öğretim görevlisi olan Nesibe Çakır’ın derin bilgi birikimini fark etmemek mümkün değil. Roman, Pergamon’un dar sokaklarında, ninesinden öğrendiği içerikleri gizli karışımlarla hazırladığı parfüm, şifalı sabun, doğal maske ve benzerlerini satan ana karakter Arete’yi tanıtarak başlıyor. Arete ninesi ve abisiyle, yeni atanan valinin karısının, atalarının asırlardır yaşadıkları evi işgal etmesi yüzünden başka bir eve taşınmak zorunda kalmıştır ve valinin karısına öfke doludur. Kadının kötü emellerini öğrendikten sonra çok heyecanlı ve gizem dolu bir hazine avı başlar.

Yapıtın en sevdiğim yönü ise kitapların ne denli değerli olduğunu her bölümünde vurgulaması. “Pergamon’un Kayıp Hazinesi” gerçek hazinenin altın vb. değil, insanları her harfiyle aydınlatan kitaplar olduğunu bir kez daha, öğretici üsluptan uzak bir şekilde anlatan yapıtlardan olmayı başarıyor. Belki hiç duymadığımız ve kulağa hoş gelebilecek Yunanca sözcükler, o dönemin ilginç yaşam kültürü ve Yusuf Tansu Özel’in benzersiz çizimleri kitabı daha da sürükleyici hale getiriyor.

Kitap 4, 5 ve 6. sınıflara öneriliyor yayınevinin sitesinde ancak tarihe ilgi duyan tüm yetişkinlerin de hem keyif alarak hem yeni şeyler öğrenerek okuyabilecekleri bir roman Pergamon’un Kayıp Hazinesi. Ünlü düşünür Plinius’un “Küçük Asya’nın en muhteşem şehri” dediği Pergamon’a gitmeye ne dersiniz?

“Pergamon’un Kayıp Hazinesi”, Nesibe Çakır, roman, Can Çocuk, İstanbul, 2022

 

 

19 Ağustos 2022 Cuma

GÖRDESLİ MAKBULE VE DEMİRCİ AKINLARI

 

Kurtuluş Savaşı’mızın arka planda kalan kahramanlarından Gördesli Makbule ekseninde, akıncıların mücadele ettiği Balıkesir, Bigadiç Sındırgı, Gördes, Demirci, Selendi, Eşme, Kula ile Simav vadi oluğunun kuzeyindeki Akdağ ve Ulus Dağı civarında gerçekleşen kurtuluş mücadelemizi ele alıyor son romanında Serra Menekay. Romanda olaylar 23 Ocak 1921’de Kuvayı Seyyare’nin dağılmasıyla başlıyor, 30 Eylül 1922 Balıkesir’de Demirci Akıncıları’nın dağılma kararıyla sona eriyor. Tarihi bir roman niteliğindeki eserde tüm olaylar ve karakterler tarihi belgelere dayanılarak veriliyor edebi niteliğinden ödün vermeden.

“Gördesli Makbule ve Demirci Akınları” ile onuncu kitabını yayımlayan Serra Menekay,  aynı zamanda uzman bir tıp doktoru ve sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarıyla da tanınan değerli bir kişilik. Bundan önceki yapıtlarında olduğu gibi bu eserin de çok ciddi bir araştırma sürecine dayandığı ve esere çok emek harcandığı daha ilk sayfalardan belli oluyor. Bilimsel verilere dayansa da akıcılığını ve sürükleyiciliğini hiç kaybetmeyen yapıt, kurtuluş mücadelesini iyi bildiğini düşünenlerin bile aslında geri planda neler yaşandığını görmesi amacıyla okunması gereken bir yapıt. Gördesli Makbule gibi eşsiz bir kişiliği tanımak için bile fırsat vermeye değecek bir aydınlanma.

Atalarımızın ne zorluklarla mücadele ettiğini, bağımsızlık uğruna ne canlar yitirildiğini gözleriniz yaşlı bir şekilde okurken sorgulamayı da unutmayacağınız bir roman “Gördesli Makbule ve Demirci Akınları”. Özellikle genç okurların mutlaka okuması dileğiyle!

“Gördesli Makbule ve Demirci Akınları”, Serra Menekay, roman, Galeati Yayıncılık, Ankara, 2022.

5 Ağustos 2022 Cuma

BOZUK AMA İYİ NİYETLİ PUSULANIN ÖYKÜSÜ

 

“Hayat, hayal üstüne kuruludur, Yavru; hayal biterse hayat da biter. İşte yollardayız, hayallerimizin peşinden gidiyoruz.” sözleriyle dillendiriyor yolculuklarının ve hatta romanın amacını ve net olmayan rotasını torunu Tunç’a yapıtın hemen başlarında Kâtip dede. Biz de böylelikle ana karakterlerin bile öngöremediği yolculuk rotasıyla dalıyoruz maceranın içine.

Tarihi genç okurlara nitelikli yapıtlarıyla sevdiren usta yazar İsmet Bertan, “Günışığı Kitaplığı”ndan yayımlanan son yapıtı “Bozuk Pusula”da, çok sevdiği eşini zamansız kaybeden Kâtip dede ve torunu Tunç’u, bozuk bir pusulanın kafası bozuk figürü Prens Valetta’nın yol göstericiliğinde doğa, tarih ve efsanelerle dolu bir macerayla buluşturuyor okurları. Yaz tatilinde dede ve torun, Tırtıl adını verdikleri karavanlarıyla hayallerindeki yolculuğa çıkıyorlar ama evde anne tarafından belirlenen plana değil de kitapta çok önemli bir yere sahip, bozuk bir pusulanın bozuk figürünün rotasına uymayı tercih ediyorlar çünkü bozuk figürün kayıp diğer parçasına ulaşacaklarına inanıyorlar. Ankara’dan Hattuşa’ya, Divriği’den Nemrut’a kadim uygarlıkların izinde yöresel zenginlikler ve efsanelerle zenginleşen romanda dede ile torun kendileri de efsanenin bir parçası oluyorlar. Bertan’ın esprili, yalın ve bir o kadar da içten anlatımıyla kitabı elinizden bırakamadan bitiriveriyorsunuz.

Kitap 4, 5, 6 ve 7. sınıflara öneriliyor yayınevinin sitesinde ancak içindeki çocukla bağını hiç koparamayan, farklı kültürlere ilgi duyan tüm yetişkinlerin de hem keyif alarak hem yeni şeyler öğrenerek okuyabilecekleri bir roman Bozuk Pusula. Hayalinizi gerçekleştirmek için asla geç değildir, unutmayın!

Bozuk Pusula”, İsmet Bertan, roman, Günışığı Kitaplığı, İstanbul, 2022

8 Mayıs 2022 Pazar

ANNEMSİZ ÜÇÜNCÜ ANNELER GÜNÜ

 

Biricik Annem,

Zaman ne de hızlı akıyor, şöyle bir bakıyorum da takvime neredeyse üç yıl olacak sensiz ama seninle. Benim üçüncü anneler günüm olacak sana sarılmadan, sesini bile duymadan.

Evet, zaman bazı şeyleri gerçekten kolaylaştırıyor ama kalbimin derinliklerinde sana olan sevgimi hiç azaltamıyor. Evin önünden geçerken, öğle aralarımda telefonu elime aldığımda, Öykü’mle bizim oradaki her parka gidişimde hep bir burukluk çöküyor yüreğime.

Seni sonsuzluğa uğurlayalı 33 ay olacak neredeyse. Dile kolay, kalbe zor bir zaman dilimi. 39 senesini seninle geçirdikten sonra 3 sene bile sensiz ne kadar zor tahmin edemezsin. Daha dün gibi anımsıyorum tüm yaşadıklarımızı. Ara ara açıp bakıyorum albümlere. Ne çok anı biriktirmişiz seninle; çoğu hüzünlü, kimi mutluluk dolu, kimi komik.

Yıllar yıllar önce henüz ikimiz de gençken, hayat bize daha ağır darbelerini henüz vurmamışken ne eğlenirdik birlikte, ne kahkahalarla çınlatırdık etrafımızı. Artık hepsi mazide kalmış gibi görünse de benim için sen hep şu anımda yaşıyorsun ve geleceğimde yaşamaya devam edeceksin. Ben seni her düşündüğümde bir yandan gözlerim doluyor bir yandan da yüzümde kocaman bir gülümseme beliriveriyor.

Sevgili annem, dünyayı iki yıldan fazla süredir kasıp kavuran salgından biz de nasibimizi aldık ama merak etme, iyiyiz.

Torunun gayet iyi maşallah, bu sene kreşe başladı. Bıcır bıcır konuşuyor, ne sözler ettiğini keşke duyabilseydin, bizi her seferinde hayrete düşürüyor. Merak etme, seni hiç unutmadı, özellikle onu güldürmek için çubuk kraker yiyişini hep anımsatıyor bana. Birlikte ara sıra fotoğraflarına bakıyoruz.

Beni sorarsan gayet iyiyim. Kızımla bol bol vakit geçirmeye çalışıyorum. Onun büyümesinin her anında yanında olmak ve elimden geldiğince bir şeyler öğretmeye çalışmak için sürekli çabalıyorum. Artık önceliğim kızım. Şimdi daha iyi anlıyorum bir ebeveyn olmanın ne demek olduğunu.

İki senedir paylaştığım bir söz düşüyor aklıma: “Seni dünyada koşulsuz seven tek varlık annedir; diğer insanlar seni ‘çünkü’lerle sever, anne ise ‘rağmen’lerle.”. Ne kadar da doğru olduğunu yaşadıkça daha iyi anlıyorum. Seni ne kadar kırsam da sen hep beni affettin, karşılık beklemeden, hesap kitap yapmadan. Hakkını asla ödeyemem canım annem.

Mektubuma burada son verirken seni çok ama çok özlediğimi bir daha belirtmek istiyorum canım annem. Keşke sözcükler yetse özlemimi ifade etmeye ama ne yazık ki kifayetsiz kalıyor onlar da. Mektubumu bitirdiğim gibi keşke sana olan özlemimi de sonlandırabilsem ama bu asla mümkün değil, gerçi seni özlemekten de vazgeçmek istemem, o da ayrı bir konu. Huzur içinde uyu güzel kızımın biricik babaannesi, annelerin en güzeli. Seni her zaman sevgi ve saygıyla anmaya devam edeceğim. İyi ki benim annemsin, iyi ki seninle bir ömrün uzun bir zamanını geçirebilmişim. Seni sonsuza kadar sevecek oğlundan en derin saygılarla!

 

26 Aralık 2021 Pazar

KUMSAL’IN ÇİZGİLİ DÜNYASI

 


Ne çok gereksiz şeyi takıyoruz kafamıza günlük hayatta, hiç düşündünüz mü? Hayat telaşıyla, sonradan düşündüğümüzde saçma sapan diye nitelendirdiğimiz anlamsız şeylerle boğuşurken “an”ı kaçırıyoruz. Bir de bunun yanında OKB’niz yani takıntı bozukluğunuz olduğunu düşünün, yaşam ne çok zorlaşırdı değil mi? Çocuk ve gençlik edebiyatımızın sevilen kalemi Hanzade Servi, Tudem’den yayımlanan Kumsal’ın Çizgili Dünyası adlı yapıtında bizi on üç yaşında, OKB teşhisi konmuş Kumsal adındaki sevimli oğlanla tanıştırıyor. Kitabı okudukça Kumsal’la duygudaşlık (empati) yapıp hayatının ne kadar zorluklarla dolu olduğunu görüp üzülüyor insan ister istemez. Zaten çocuklarımıza yeterince zorluk çıkarttığımız yeryüzünde Kumsal gibi çocuklarımızın varlığı derinden yaralıyor bizi ama enseyi karatmamıza izin vermiyor Servi. Kitabın her satırında yaşama sevgisi ve umudu bize göz kırpıyor.

Yazarın ad seçimleri de hayli eğlenceli ve yaratıcı. Kumsal Mavidalga, Şırılırmak, Muhteşem ve Harika teyzeler, Esila, Müzeyyen Pirüpak… Verilen adların karakter özellikleriyle de ilişkili olduğunu okudukça ve üzerinde düşündükçe anlayabiliyorsunuz. Kumsal’ın çevresindeki herkes bilerek veya bilmeyerek takıntılarını yenmesinde yardımcı olurken dostluğun, sevginin, desteğin önemini bir kez daha hatırlıyoruz.

Yapıtta dikkatimi en çok çeken bölümlerin başında Kumsal’ın okulundaki tiyatro gösterisinde neredeyse herkesin prens veya prenses olmak istemesiydi. Servi, günümüzde toplumumuzda sıkça karşılaştığımız, çoğunlukla aile kaynaklı “En iyi, en önde ben olmalıyım.” temelli davranış modeline değinirken çözümü çocukların bulmasına da aracı olarak etkileyici bir iş çıkarmış. Yardımcı rollerin de en az başrol hatta belki onlardan da değerli olabileceğini Müzeyyen karakteriyle destekleyerek bir kez daha okura sunan Servi, okura kanımca çok anlamlı bir armağan sunmuş. “Biz hayatımızın kameramanı değil, başrol oyuncusuyuz Kumsal. Gördüklerini kaydetme telâşını bırak; sadece yaşa.” ifadeleriyle de önemli olanın insanın kendi yaşamında başrolü oynaması olduğunu ekleyerek çok önemli bir yaşam dersi vermeyi ihmal etmemiş.

Kitap 4, 5, 6 ve 7. sınıflara öneriliyor yayınevinin sitesinde ancak her zaman belirttiğim gibi içindeki çocukla bağını hiç koparamayan tüm yetişkinlerin de hem keyif alarak hem de belki kendi takıntılarını sorgulayıp çözüme ulaştırarak okuyabilecekleri bir roman Kumsal’ın Çizgili Dünyası.

 

Kumsal’ın Çizgili Dünyası”, Hanzade Servi, roman, Tudem, İzmir, 2021

 

 

18 Kasım 2021 Perşembe

SON ŞANS DURAĞI, UMUDUN SON TANIMI


          

“Yaşam bedenin fiziksel olarak işlevlerini yitirdiğinde değil, insanın umudunu tükettiğinde biter.” sözünü her satırında derinden hissettiren bir yapıtla karşımızda yine her yaşa hitap eden değerli yazar Çiğdem Sezer. “Günışığı Kitaplığı”ndan yayımlanan son kitabı “Son Şans Durağı” okuru önce adıyla yakalıyor; sonra da içtenlikle işlenmiş olay örgüsü, karakter çözümlemeleriyle okurun kitabı elinden düşürmemesini sağlıyor. Son Şans Durağı başlığı okudukça ne kadar yaratıcı bir seçim olduğunu bize kanıtlıyor. Yazma çalışması yaptığım derslerimde de sürekli vurguladığım gibi başlık seçimi çok önemlidir. Hem içerikle ilgili ipucu barındırmalı hem de dikkat çekici olmalıdır. Bu yönden üzerinde düşünüldüğü çok belli olan bir başlıkla karşılaşıyoruz.

Bölüm bölüm ilerleyen kitabın her bölümünün başında o bölümle bağlantılı vurucu ifadeler seçilmesi bazıları için merak duygusunu zedeleyici bir yöntem sayılsa da kullanılan ipucu niteliğindeki sözlerin bu yapıtta olduğu gibi doğru ve yerinde seçilmesi tam aksine merakı artırıyor. Kitabın giriş bölümünün başındaki “Bir gün öyle bir şey olur ki… Dünya, kaç bucak olduğunu çivi gibi çakar kalbine.” ifadesinin “İnsan, kalbine çakılan çiviyi nasıl anlatır?” giriş cümlesiyle birlikte insanda bıraktığı etkiyi anlatmak pek de kolay olmuyor. Daha başından duygu tellerimizi sürükleyici bir anlatımla titreteceğinin belirtilerini veriyor yapıt.

Annesini doğumda, çok sevdiği üvey annesini de on altı yaşında yitiren ana karakter Sefa’nın ağzından hem bir hayat muhasebesi yapılırken hem de kenar bir semt lisesinde, kendilerinden umudun kesildiği, yoksul gençlerin hayatına ustaca dokunuluyor. Sefa’nın yaşamına önce, eve yeni ve tutucu bir anne getirdiği için babasıyla tartışıp evden kaçtığı gece tanıdığı Kenan Abi dokunuyor. Yapıtın ilerleyen bölümlerinde okula yeni gelen beden eğitimi öğretmeninin hem Sefa’nın hem de okulda baş belası sayılan gençlerin yaşamını tümüyle etkilemesi çoğu yerde gözümüzden yaşlar getirecek şekilde ama duyguları da sömürmemeye dikkat edilerek ele alınıyor.

Bir öğretmenin öğrenci yaşamlarını ne kadar etkilediğini ele alan hepimizin de bildiği gibi birçok yapıt var. Ölü Ozanlar Derneği, Koro, Sınıftan Yükselen Sesler gibi yapıtlarda okula bir öğretmen gelir ve sanki elinde bir sihirli değnek varmışçasına çocukların yaşamını tümüyle olmasa da değiştirir. Bu yapıtta da Sezer aynı temadan yararlandığı halde tekrara düşmeden okuru sımsıkı kucaklayan bir kurgu oluşturarak aynı konunun sonsuza dek ele alınmasında bir sıkıntı olmadığını bir kez daha kanıtlıyor.

Kitap 6, 7, 8.sınıflar ve lise sınıflarına öneriliyor yayınevinin sitesinde ancak her zaman vurguladığım gibi, içindeki çocukla bağını hiç koparamayan tüm yetişkinlerin de hem keyif alarak hem de toplum için ben kendi payıma neler yapabilirim diye düşünerek okuyabilecekleri bir roman Son Şans Durağı. Karşınıza çıkan şansın son olmadığı, çabayla anlamlandırılan bol şanslı günlerde okumanız dileğiyle!

Son Şans Durağı”, Çiğdem Sezer, roman, Günışığı Kitaplığı, İstanbul, 2021.