10 Mayıs 2026 Pazar

ANNEMSİZ YEDİNCİ ANNELER GÜNÜ

            Özlemi Asla Dinmeyen Canım Annem,

Zaman ne de hızlı akıyor, sensiz ama seninle dolu yedi uzun yıl geçmiş. Yedinci anneler günüm olacak sana sarılmadan, sesini bile duymadan.

Evet, zaman bazı şeyleri gerçekten kolaylaştırıyor ama kalbimin derinliklerinde sana olan sevgimi hiç azaltamıyor. Evin önünden geçerken, öğle aralarımda telefonu elime aldığımda, Öykü’mle bizim oradaki parkın önünden her geçişimde hep bir burukluk çöküyor yüreğime. Geçişim diyorum çünkü eskisi gibi parka gitmiyor bizimki. E tabii büyüyor artık.

Seni sonsuzluğa uğurlayalı 82 ay olacak neredeyse. Dile kolay, kalbe zor bir zaman dilimi. Hayatımın 39 senesini seninle geçirdikten sonra 7 sene bile sensiz ne kadar zor tahmin edemezsin. Daha dün gibi anımsıyorum tüm yaşadıklarımızı. Ara ara açıp bakıyorum albümlere. Ne çok anı biriktirmişiz seninle; çoğu hüzünlü, kimi mutluluk dolu, kimi komik.

Yıllar yıllar önce henüz ikimiz de gençken, hayat bize daha ağır darbelerini henüz vurmamışken ne eğlenirdik birlikte, ne kahkahalarla çınlatırdık etrafımızı. Artık hepsi mazide kalmış gibi görünse de benim için sen hep şu anımda yaşıyorsun ve geleceğimde yaşamaya devam edeceksin. Ben seni her düşündüğümde bir yandan gözlerim doluyor bir yandan da yüzümde kocaman bir gülümseme beliriveriyor.

Torunun gayet iyi maşallah, ilkokul 3.sınıf oldu bile. İlkleri yaşıyor ve yaşatıyor bize. Bıcır bıcır konuşuyor, ne sözler ettiğini keşke duyabilseydin, bizi her seferinde hayrete düşürüyor. Merak etme, seni hiç unutmadı, özellikle onu güldürmek için çubuk kraker yiyişini hep anımsatıyor bana. Birlikte ara sıra fotoğraflarına bakıyoruz.

Beni sorarsan gayet iyiyim. Kızımla bol bol vakit geçirmeye çalışıyorum. O büyürken her anında yanında olmak ve elimden geldiğince bir şeyler öğretmeye çalışmak için sürekli çabalıyorum. Artık önceliğim kızım. Şimdi daha iyi anlıyorum bir ebeveyn olmanın ne demek olduğunu.

Yedi senedir bıkmadan paylaştığım bir söz düşüyor aklıma: “Seni dünyada koşulsuz seven tek varlık annedir; diğer insanlar seni ‘çünkü’lerle sever, anne ise ‘rağmen’lerle.”. Ne kadar da doğru olduğunu yaşadıkça daha iyi anlıyorum. Seni ne kadar kırsam da sen hep beni affettin, karşılık beklemeden, hesap kitap yapmadan. Hakkını asla ödeyemem canım annem.

Mektubuma burada son verirken seni çok ama çok özlediğimi bir daha belirtmek istiyorum canım annem. Keşke sözcükler yetse özlemimi ifade etmeye ama ne yazık ki kifayetsiz kalıyor onlar da. Mektubumu bitirdiğim gibi keşke sana olan özlemimi de sonlandırabilsem ama bu asla mümkün değil, gerçi seni özlemekten de vazgeçmek istemem, o da ayrı bir konu. Huzur içinde uyu güzel kızımın biricik babaannesi, annelerin en güzeli. Seni her zaman sevgi ve saygıyla anmaya devam edeceğim. İyi ki benim annemsin, iyi ki seninle bir ömrün uzun bir zamanını geçirebilmişim. Seni sonsuza kadar sevecek oğlundan en derin saygılarla!

19 Aralık 2025 Cuma

BARIŞ ÇOCUKLARLA GELECEK

 


“Ama kardeşlerimiz, anne babalarımız var. Hepimize yetmez ki bu kulübe.” diyerek büyütürdük kulübemizi. “Büyükler de topraklarına sığmadıkları için mi ülkelerini büyütmeye çalışıyorlar?” diye sormuştu Samar bir gün. Suspus olmuştuk ikimiz de. Sonra Samar, “Kulübemizi büyütmek için başkalarının kulübesini yıkmayacağız biz. Söz mü?” diye sormuştu. “Söz!” demiştim.

Savaşın göbeğinde iki çocuk… Anlamaları gereken belki de son kavramı, savaşı, anlamlandırmaya çalışıyorlar. Her yer yıkık dökük, aileler perişan, yiyecek sıkıntısı had safhada… O küçücük kalpleriyle büyükleri gibi olmayacaklarına söz veriyorlar.

İnce ve derinlikli üslubuyla yine konuşturmuş kalemini edebiyatımızın usta yazarlarından Çiğdem Sezer, “Günışığı Kitaplığı”ndan yayımlanan son kitabı “Yeryüzü Güvercinleri”yle. Uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar içimin titrediğini, kalbimin öfkeden ve kederden bu kadar çarptığını anımsamıyorum. Ana karakterimiz Leyla’nın savaş ortamındaki çaresizlikte çoğu zaman umudunu yitirir gibi olsa da çevresindeki iyi insanlar sayesinde yaşama tutunması, doğum arkadaşı Samar’ı özlemle düşünerek güç alması ve tüm bunların en ufacık bir duygu sömürüsüne başvurulmadan dile getirilmesi ancak böyle yetkin bir yazar tarafından yapılabilirdi.

Savaş tüm şiddetiyle sürerken Leyla, babası ve abilerini vatanlarını savunmaya uğurlar. Daha onların hasreti bile dinmemişken bir gün bakkaldan dönerken evlerine bomba düştüğünü görür ve ailesinin kalan üyelerine de bir türlü ulaşamaz. Kendisi de yaralanıp hastaneye düşen Leyla, “iyilik kuşları” adını verdiği sağlık çalışanlarının desteğiyle ayağa kalkar. Hastanede Samar’la yeniden bir araya gelen Leyla’nın sevinci daha da artar.

Kitap, barışla bitmiyor belki ama barışa her zaman inanmamız gerektiğini ve dünyayı bir gün çocukların ve iyiliğin kurtaracağını satır aralarında, Sezer’in o incelikli anlatımıyla bize hissettiriyor. Yayınevinin sitesinde 5, 6 ve 7.sınıflara önerilse de önce tüm eğitimcilerin ve ebeveynlerin yavaş yavaş ve hissederek okumaları gereken, insanı derinden etkileyen bir yapıt “Yeryüzü Güvercinleri”. Gökyüzünde bombardıman uçakları yerine özgür güvercinlerin rahatça kanat çırpabildiği günlere kavuşmak dileğiyle!

 

Yeryüzü Güvercinleri”, Çiğdem Sezer, roman, Günışığı Kitaplığı, İstanbul, 2025.

 

15 Aralık 2025 Pazartesi

SİZİN SEVDİKLERİNİZLE ARANIZDA KAÇ KİŞİ VAR?



“Ronaldo mu, Messi mi?” “Eee, dedim zaman kazanmak için. Sanki tüm geleceğim, bu soruya doğru cevap vermeme bağlıymış gibi heyecanlanmıştım. Aslında bir bakıma, öyle de sayılabilirdi. Serbülent Gazi Kolejinde tam burslu okuyan tek çocuktum.” cümleleriyle başlıyor yine soluksuz bir macera sunan, Hanzade Servi’nin “Tudem Yayınevi”nden yayımlanan “Taşlı Yokuş Sokak Numara 5” adlı kitabı.

Giriş sizi yanıltmasın, futbolla bağlantılı olsa da kitabın içeriği bize bambaşka bir dostluk ve fedakârlık öyküsü sunuyor. Kitabın ana karakteri Latif, yoksul ama insani değerlerin hala korunduğu bir mahallede annesi, babası ve ablasıyla küçücük bir evde maddi olarak zor koşullarda yaşayan, saygılı, zeki ve alçak gönüllü bir çocuk. Çok ünlü bir özel okulun tam bursluluk sınavını kazanınca yaşamı bir anda şekil değiştirmek zorunda kalıyor. Okulundaki Özgür ise Latif’in aksine çok zengin ve ünlü bir ailenin popüler oğlu. Bu ikili kitabın başındaki soru vesilesiyle sağlam bir arkadaşlığın temelini atıyorlar, eski Türk filmleri sıcaklığında bir dostluğa doğru ilerliyorlar.

Servi’nin diğer yapıtlarında da her zaman vurguladığım sürükleyicilik özelliği bu yapıtında da okurun kitabı elinden bırakamamasını sağlıyor. Bence yazar bunu gençlerin dünyasını çok iyi gözlemleyip onlarla sağlam bir duygudaşlık (empati) kurarak başarıyor. Kitaptaki espriler, şakalar ve göndermeler yazarın sanki gençlerle akran olduğunu düşündürüyor. Bunu yaparken dili asla aşağı çekmeden ve seviyesini koruyarak yapması da en büyük özelliklerinden biri.

Kitap 5, 6 ve 7.sınıflara öneriliyor yayınevinin sitesinde ancak her zaman ısrarla belirttiğim gibi içindeki çocukla bağını hiç koparamayan tüm yetişkinlerin de farklı sosyoekonomik koşullarda olsa bile çocukların masum dünyalarında gerçek dostluğu yaşayabileceklerini bize anımsatan bir roman “Taşlı Yokuş Sokak Numara 5”.

 

Taşlı Yokuş Sokak Numara 5”, Hanzade Servi, roman, Tudem, İzmir, 2025

 

10 Ağustos 2025 Pazar

YETİŞKİNLER İÇİN BİR MASAL: ORMANDAKİ KALPSİZ CEYLAN

 


“Tahtını, dolayısıyla da gücünü kaybetmek zorbaların korkusudur. İyi kalpli bir lider hiçbir şeyden korkmaz.” sözlerini alıntıladığım yapıt değerli gazeteci ve yazar Mine Söğüt’ün klasik Pamuk Prenses masalına eleştirel bir bakış olarak okunabilecek Can Yayınları’ndan yayımlanan Ormandaki Kalpsiz Ceylan adlı yapıtı. Buna benzer birçok hayat dersi içeren eleştirel masalın anlatının merkezinde bu sefer belki hiçbirimizin hatırlayamadığı kalbi çalınan ceylan bulunuyor.

Avcı tarafından bir insan yerine “sadece bir hayvan” olduğu için kalbi çalınsa da yaşamaya devam ediyor ceylan ve anlatıya yeni eklenen sekizinci ve kız cüce Mantıklı’yla kalbinin peşine düşüyor. Doğa güzelliklerinin, tüm canlıların yaşam hakkının ön plana çıktığı yapıt adalet, vicdan, kimlik edinme gibi konular üzerinde derin sorgulamalarla ilerliyor. Söğüt, kalpsizlik kavramını hem bireysel hem toplumsal boyutta ele alırken mecaz anlamda kalpsiz olmanın daha kötü bir şey olmadığını okuru sorgulatarak her zamanki başarılı anlatımıyla güçlü bir biçimde yeniden anımsatıyor.

Yapıtın en önemli yönlerinden biri de her karaktere duygudaşlık (empati) yapılabilmesini ustaca sağlaması. Karakterlerin başına gelenleri ve söylediklerini okuyunca hepsine hak veriyorsunuz ama tabii ki de hepimizin kendine yakın bulduğu bir karakter de var bu yapıtta. Örneğin klasik masaldaki kötü kraliçe burada çok farklı bir kimliğe bürünüyor.

Tüm yetişkinlerin yavaş yavaş, sindire sindire okuması gereken bir kitap yazmış Söğüt. Klasik masalla büyüyenlerin aslında gerçek dünyada işlerin tam olarak da öyle olmadığını, olması da gerekmediğini etkileyici ve edebi bir dille anlatan yapıtı hepinizin okuması dileğiyle.

Ormandaki Kalpsiz Ceylan”, Mine Söğüt, masal, Can Yayınları, İstanbul, 2025

 

 

20 Temmuz 2025 Pazar

KAYBOLAN KULAKLAR MI, İNSANLIK MI?

 


Günümüzün en büyük dertlerinden biri de zorbalık, hatta dilimize bile bu sözcükten türetilen zorbalamak eylemi yerleşmiş durumda. İşte böyle hassas bir toplumsal konuyu kimseye parmak sallamadan, ders verici bir üsluptan sıyrılarak ele almayı başarmış Dilge Güney Tudem’den yayımlanan “Kayıp Kulak Vakası” adlı kitabında.

Kitabın ana karakteri ailesinden yeterli ve sağlıklı ilgiyi göremeyen 11 yaşındaki Vivi, okulda da kulaklarından dolayı alaylar ve hakaretlerle boğuşmaktadır. Çareyi kulaklarını saklamakta bulur ancak okulun müdür yardımcısı Vivi’nin ailesini okula çağırıp okulunda kulaksız bir öğrenciyi istemediklerini, ertesi güne dek ailenin Vivi’nin kulakları olduğunu kanıtlamasını ister. Anne ve baba Vivi’nin kulakları olduğunu kanıtlama derdine düşerken bizler de meselenin “kulak”tan daha ötesinde bir sorun olduğunu görüyoruz.

Ailelerin kendi dertlerine düşüp çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramaması, çocukların birbirlerine acımasız davranması, eğitimcilerin sorunları empati anlayışından yoksun çözmeye çalışmaları gibi sıkıntılı konuları her zamanki gibi kimseyi incitmeden, en önemlisi de ders vermeye çalışmadan, artık kendini kanıtlamış ve her yapıtında çizgisini aşarak ilerleyen üslubuyla başarılı bir şekilde vermeyi başarmış Güney. Hem çocukların hem de gençlerin seviyesine, edebi nitelikten ödün vermeden inip onları yukarıya taşımayı başarabilmek de çok önemli bir meziyet.  

Bir çocuk romanı olduğuna takılmayın; tüm yetişkinlerin “bile” demeyeceğim, “mutlaka” okuması gereken bir kitap Kayıp Kulak Vakası. Özellikle ebeveynlerin üzerinde düşünüp ders çıkararak okumalarını diliyorum.

 

Kayıp Kulak Vakası, Dilge Güney, Tudem, İzmir, 2024.

10 Mayıs 2025 Cumartesi

ANNEMSİZ ALTINCI ANNELER GÜNÜ

 

Özlemi Asla Dinmeyen Canım Annem,

Zaman ne de hızlı akıyor, sensiz ama seninle dolu altı uzun yıl geçmiş. Altıncı anneler günüm olacak sana sarılmadan, sesini bile duymadan.

Evet, zaman bazı şeyleri gerçekten kolaylaştırıyor ama kalbimin derinliklerinde sana olan sevgimi hiç azaltamıyor. Evin önünden geçerken, öğle aralarımda telefonu elime aldığımda, Öykü’mle bizim oradaki parkın önünden her geçişimde hep bir burukluk çöküyor yüreğime. Geçişim diyorum çünkü eskisi gibi parka gitmiyor bizimki. E tabii büyüyor artık.

Seni sonsuzluğa uğurlayalı 70 ay olacak neredeyse. Dile kolay, kalbe zor bir zaman dilimi. Hayatımın 39 senesini seninle geçirdikten sonra 6 sene bile sensiz ne kadar zor tahmin edemezsin. Daha dün gibi anımsıyorum tüm yaşadıklarımızı. Ara ara açıp bakıyorum albümlere. Ne çok anı biriktirmişiz seninle; çoğu hüzünlü, kimi mutluluk dolu, kimi komik.

Yıllar yıllar önce henüz ikimiz de gençken, hayat bize daha ağır darbelerini henüz vurmamışken ne eğlenirdik birlikte, ne kahkahalarla çınlatırdık etrafımızı. Artık hepsi mazide kalmış gibi görünse de benim için sen hep şu anımda yaşıyorsun ve geleceğimde yaşamaya devam edeceksin. Ben seni her düşündüğümde bir yandan gözlerim doluyor bir yandan da yüzümde kocaman bir gülümseme beliriveriyor.

Torunun gayet iyi maşallah, ilkokul 2.sınıf oldu bile. İlkleri yaşıyor ve yaşatıyor bize. Bıcır bıcır konuşuyor, ne sözler ettiğini keşke duyabilseydin, bizi her seferinde hayrete düşürüyor. Merak etme, seni hiç unutmadı, özellikle onu güldürmek için çubuk kraker yiyişini hep anımsatıyor bana. Birlikte ara sıra fotoğraflarına bakıyoruz.

Beni sorarsan gayet iyiyim. Kızımla bol bol vakit geçirmeye çalışıyorum. O büyürken her anında yanında olmak ve elimden geldiğince bir şeyler öğretmeye çalışmak için sürekli çabalıyorum. Artık önceliğim kızım. Şimdi daha iyi anlıyorum bir ebeveyn olmanın ne demek olduğunu.

Altı senedir bıkmadan paylaştığım bir söz düşüyor aklıma: “Seni dünyada koşulsuz seven tek varlık annedir; diğer insanlar seni ‘çünkü’lerle sever, anne ise ‘rağmen’lerle.”. Ne kadar da doğru olduğunu yaşadıkça daha iyi anlıyorum. Seni ne kadar kırsam da sen hep beni affettin, karşılık beklemeden, hesap kitap yapmadan. Hakkını asla ödeyemem canım annem.

Mektubuma burada son verirken seni çok ama çok özlediğimi bir daha belirtmek istiyorum canım annem. Keşke sözcükler yetse özlemimi ifade etmeye ama ne yazık ki kifayetsiz kalıyor onlar da. Mektubumu bitirdiğim gibi keşke sana olan özlemimi de sonlandırabilsem ama bu asla mümkün değil, gerçi seni özlemekten de vazgeçmek istemem, o da ayrı bir konu. Huzur içinde uyu güzel kızımın biricik babaannesi, annelerin en güzeli. Seni her zaman sevgi ve saygıyla anmaya devam edeceğim. İyi ki benim annemsin, iyi ki seninle bir ömrün uzun bir zamanını geçirebilmişim. Seni sonsuza kadar sevecek oğlundan en derin saygılarla!

 

13 Nisan 2025 Pazar

GERÇEKTEN ZOR BİR AİLE BU ZORBEYLER

 


“Ben, Tan Zorbey. On dört yaşındayım ve Zorbey Zorbey’in ardındaki boşlukta yaşıyorum. Keşke bu, oturduğumuz ilçenin adı olsaydı.” cümleleriyle başlıyor yine soluksuz bir macera sunan, Hanzade Servi’nin “Bilgi Yayınevi”nden yayımlanan “Zorbey Zorbey’in Ardındaki Boşluk” adlı kitabı.

Kitabı çıktığı ilk günden beri okumak istiyordum ancak itiraf etmem gerekir ki adı bana garip geldiği ve çok da ilgimi çekmediği için, her ne kadar Servi’nin tüm kitaplarını çok sevsem de, kitaba biraz ön yargılı yaklaşmıştım. İyi ki ön yargımı yenmişim de okumuşum dediğim bir kitap oldu yine.

Kitapta, abisinin kendisi doğmadan yıllar önce kaybolduğunu 12 yaşında öğrenen Tan Zorbey’in apartmanlarına yeni taşınan Levin’in gizemli geçmişiyle birlikte atıldıkları macerayı nefes bile almamıza fırsat vermeden, başarıyla anlatmış Servi. Abartılı tesadüflerle adeta eski bir Türk filmi izler gibi okusak da aralara serpiştirilen güçlü iletilerin varlığı ve yazarın dili yine çok etkili olmuş.

16 bölümden oluşan yapıtta anlatım Tan’ın ağzından yapılıyor ve yazar o kadar güzel duygudaşlık (empati) kuruyor ki gerçekten de ergen bir gencin yaşadıklarına okuru içtenlikle inandırıyor. Tan’ın ailesinin kendisinden, kaybolan Zorbey adındaki abisini yıllarca saklamasının ve yaşadıkları bitmek bilmeyen trajedinin Tan’da yarattığı travmalar, akışa sonradan dahil olan Levin’in evlatlık olduğunu yıllar sonra öğrenmesinin kendisinde oluşturduğu derin duygular Servi’nin her kitapta zenginleşen anlatımıyla çok başarılı bir biçimde sunuluyor. Bir ailenin, özellikle annenin kaybettiği oğlundan sonra yeni doğan oğluna sevgisini hiç göstermemesi, bir çocuğun hiç tanımadığı bir abinin gölgesinde, ilgisiz büyümesi, evlatlık olma durumları aslında günümüzde de sıkça karşılaşılan durumlara örnek oluşturuyor. Yazarın zor meselelere dokunmaktan kaçmaması ve bunları mizahı da unutmadan yapması değerini daha da artırıyor.

Kitap her ne kadar çocuklara yönelik yazılmış görünse de her zaman belirttiğim gibi içindeki çocukla bağını hiç koparamayan tüm yetişkinlerin de hem keyif alarak hem de belki kendi eksikliklerini sorgulayıp üzerinde sıkça düşünerek okuyabilecekleri bir roman Zorbey Zorbey’in Ardındaki Boşluk.

 

“Zorbey Zorbey’in Ardındaki Boşluk”, Hanzade Servi, roman, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2024.